Suriye Durum Raporu (Nisan/ 2019)

d

Sahadaki durum: Askeri tırmanış, onlarca kurban ve

binlerce mülteci

Suriye’deki savaşın taraflarının hâkim olduğu alanlar, Nisan 2019’da, bir önceki ayın şekliyle kalırken; bombardımanlar ve ateşkes ihlalleri yaşanmaya devam etti. Çoğunluğu İdlib bölgesinde yaşanan şiddet olaylarında onlarca kişi hayatını kaybederken, binlerce kişi evlerini terk etmek durumunda kaldı. 

Nisan ayının sonu itibariyle Rusya ve Esed rejiminin 17 Eylül 2018’de Soçi’de “Gerginliği Azaltma” anlaşmasını imzalamasından bu yana üçüncü operasyon olarak bilinen harekât 12’nci haftasına girdi. Esed rejimi ve Rusya, daha önce Ekim 2018’de ve Şubat 2019’da iki askeri operasyon başlatmıştı. 

26 Nisan 2019’da Astana görüşmelerinin 12’ncisi tamamlandı. Ancak 3 garantör ülke (Rusya, Türkiye ve İran) Suriye için anayasa komisyonunun oluşması üzerinde anlaşma sağlayamadı. Öte yandan Esed rejimi ve Rus güçlerinin askeri operasyon süreci artarak devam ederken, Birleşmiş Milletler’den bir yetkilinin açıklamasına göre İdlib ve Hama, son 15 ayın en şiddetli günlerini yaşadı.

Bu süreçte kullanılan silahlar, bombalama yöntemleri genellikle Akdeniz’deki Rus savaş gemilerinden havalanan uçaklar, roket güdümlü el bombaları, ağır toplar ve balistik füzelerdi. 

Yine Nisan ayında, misket bombalarının kullanım oranında artış görüldü. Rejimin 3 Nisan 2019 ve 4 Nisan 2019’da İdlib kırsalındaki Serakib ve Kefer Nabil bölgelerine misket bombalarıyla düzenlediği saldırı, siviller arasında can kayıplarına ve yaralanmalara neden oldu. (4 Nisan 2019) 

Esed rejimi, 7 Nisan 2019’da İdlib’in güney kırsalında yer alan Maarra Numan ve Ma'aret Hurmah bölgelerine misket bombalarıyla saldırırken, yine İdlib kırsalındaki Serakib, Keferayn, ve Nayrab bölgelerine de misket bombalarıyla saldırdı. 

Bu ay, Esed rejimi ile SDG güçlerinin Fırat’ın doğusundaki temas noktasında karşılıklı operasyonları devam ederken, bu durum özellikle Deyrizor’un doğu kırsalında ve Rakka’nın güney kırsalında ABD ile İran arasındaki gerilimli ilişkilerin çatışmalara dönüşebileceği ihtimalini doğurdu. 

Konuyla ilgili araştırma yapan örgütler tarafından yayınlanan raporlara göre, Suriye’nin çeşitli bölgelerinde, kullanımı uluslararası yasak olan misket ve parça tesirli bombalarla en az 10 saldırı düzenlendi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verilerine göre, İdlib’in “Dördüncü Gerginliği Azaltma Bölgesi”nde Eylül 2018’den bu yana ilk kez varil bombalarının da kullanıldığı saldırılarda Nisan ayında 74’ü çocuk, 44’ü kadın, 320 sivil hayatını kaybederken, 2019’un başından beri hayatını kaybeden sivil sayısı bin 101’e yükseldi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, bu ay 549 kişinin tutuklandığı 272’sinden haber alınamadığı ifade edildi. 

İstatistikler, çoğu Esed rejimi ve müttefiki Rusya tarafından düzenlenen saldırılarda, 7’si cami, 15’i eğitim kurumu, 4 tıp merkezi, 3 pazar, 9 alt yapı ve 1 mülteci kampı olmak üzere 50 sosyal merkezin hedef alındığını ortaya koydu. Gerginliği Azaltma Bölgeleri’ndeki mülteci sayısı 294 bin 960’ı aştı. Bulundukları yeri terk eden mülteciler, bombardımanlardan uzak sınır bölgelerine göç etti. 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yayınladığı yeni istatistiğe göre dünyaya yayılan her 10 mülteciden 4’ü Suriyeli. 

DEAŞ lideri 2014’ten bu yana ilk kez ortaya çıktı

DEAŞ lideri Ebubekir El-Bağdadi, 2014 yılından bu yana ilk kez görüntülü bir kayıt ile ortaya çıktı. “Müminlerin Emiri’nin Konukseverliği” başlığıyla yayınlanan 18 dakikalık video, örgüte bağlı “Furkan” kuruluşu tarafından servis edildi. Yanında yüzü görünmeyen 3 örgüt üyesi ile kayda alınan DEAŞ lideri, videoda örgüt mensuplarının kahramanlıklarından bahsetti. 

Bağdadi, ilk kez 2014 yılında Irak’ın kuzeyindeki Musul’un DEAŞ tarafından ele geçirilmesinin ardından ortaya çıkmış ve kentteki Nuri Camii’nde hilafetin kurulduğunu ilan etmişti. O zamandan bu yana, Bağdadi’nin (47 yaşında) öldürüldüğüne ilişkin çok sayıda iddia ortaya atılmış ancak doğrulanamamıştı. ABD, Bağdadi’nin yerinin bulunması için kendisiyle iş birliği yapacak olanlara 25 milyon dolar vaat etmişti. 

Bağdadi ve örgütü, 7 milyon kişinin yaşadığı Suriye ve Irak topraklarını kapsayan alanda, yaklaşık 3 yıl boyunca hakimiyetini sürdüren hilafetini kaybetti. Analistlere göre bugün, Suriye’nin çöllerinde gizleniyorlar. 

Bağdadi’nin görüntülü mesajında öne çıkanlar:

-DEAŞ liderlerini övdüğü sırada ‘Arap Yarımadası’ ifadesini vurguladı.

-Bagoz Savaşı’na yoğunlaşarak, bölgede öldürülen DEAŞ mensuplarının isimlerini zikretti.

-Şam ve Irak halkının intikamını almak adına DEAŞ’ın 8 ülkede 92 operasyon başlattığını söyledi. 

-Cezayir ve Sudan’daki devrimlerden bahseden Bağdadi, liderlerini “Tağut” olarak nitelendirdi. 

-Sri Lanka’daki patlamaların ardında olduklarını vurgulayan Bağdadi, “DEAŞ unsurları, Bagoz’un intikamını aldı. Bu Haçlıları bekleyen intikamın sadece bir parçası” dedi. 

-Video, Bağdadi’nin “Türkiye vilayeti” ve “Yemen vilayeti” yazılı belgeyi incelemesiyle son buldu.

Rejim hakimiyetindeki bölgelerde ‘rejim karşıtı’ sloganların yaygınlaşması

Daha önce muhaliflerin kontrolü altında bulunan şimdi ise Esed rejiminin hakimiyeti altında olan bölgelerde, duvarlara rejim karşıtı sloganların yazılması yaygınlaştı. Dera ve Şam’ın bazı bölgelerinde sıklıkla rastlanan bu duruma rejimin tepkisi sert oldu. Rejim, Şam kırsalındaki Kalemun bölgesinde okul duvarlarına rejimle mücadeleye yönelik yazılmasından sorumlu 9 kişiyi tutuklarken, Dera’nın bazı köylerinde de aynı tepkiyi vermişti.

Duvarlara rejimle mücadeleye yönelik yazıların yazılması, Suriye’de sembolik bir anlam taşıyor. Öyle ki, 2011 yılında duvarlara rejim karşıtı sloganlar yazan çocuklar rejim tarafından tutuklanıp işkenceye maruz kaldığında, aileleri harekete geçmiş ve yaptıkları gösteriler ülke çapında bir halk hareketine dönüşerek tüm Suriye’yi etkisi altına almıştı.

Rejim tarafından kontrol edilen bölgelerde bu tip yazıların ve söylemlerin yayılması, o bölgedeki halkın geleceğinden emin olmadığını ve ablukaya maruz kalan, bombardımanın en şiddetlisini yaşayan ve rejim kontrolündeki bölgelere dönmek zorunda kalan Suriyelilerin dahi devrim ruhunu korudukları ve hala çözülemeyen olayların yeniden patlak verebileceği anlamına geliyor.

Suriye’deki Türk girişimleri

Nisan ayının ilk yarısında, İdlib ve Hama’da Türk askeri birlikleri devriye gezmeye başladı. Türk birlikleri, Rus askeri polisleri ile koordineli olarak Tel Rıfat bölgesine girerek Kuzey Halep kırsalında keşif devriyeleri yapmaya başladı.

Bu süreçte, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun 3 Nisan 2019’da Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile temasları sonrası “Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik herhangi bir operasyonunun yıkıcı sonuçlar doğurabileceğine” ilişkin sözleriyle beraber, Türkiye’den Fırat’ın doğusu ile ilgili operasyon açıklamaları gelmeye devam etti.

Bu ayın son günlerinde, Ulusal Ordu (Muhalif) ile Suriye’nin kuzeyindeki Kürt milisler arasında çatışmalar yaşandı. Türk tarafı, bu çatışmaların neticesinde Tel Rıfat’taki milisleri topçu atışlarıyla 5 Nisan 2019 ve 11 Nisan 2019’da olmak üzere 2 defa hedef aldı.

Bölgedeki bir diğer hareketlilik, 10 Nisan 2019’da yaşandı. Rusya, Tel Rıfat’tan çekileceğini açıkladı ve kent çevresini kontrol eden Kürt milislere bilgi vererek hazırlık yaptığını duyurdu. Tel Rıfat, rejime karşı ilk baş kaldıran ve sonrasında rejimin kontrolünden çıkan kentlerden biri olması nedeniyle muhalefet için özel bir öneme sahip. Aynı zamanda, rejime karşı yürütülen operasyonların merkezi olan Halep’ten sonra ikinci merkez konumunda. Halep kırsalındaki önemli askeri noktalardan biri olan Minnig Havalimanı’na sahip olan Tel Rıfat’ın yakın gelecekte Türk-Rus ortak operasyonlarının merkezi olması bekleniyor.

Öte yandan, Kürt milisler bölgedeki karargahlarında rejimin bayraklarını dalgalandırmaya ve sivilleri Esed rejiminin bölgeyi kontrol etmesini talep eden gösteriler yapmaya zorladı. Rusya’nın bölgeden çekilmesini istemediklerinin bir göstergesi olarak bu tür eylemlere girişen Kürt milisleri, Türkiye ve Rusya’nın Suriye’nin kuzeyindeki varlık mekanizmalarına ilişkin anlaşma çerçevesinde Türk-Rus uzlaşılarına göre, şehrin, Türk ordusuna teslim edilmesi anlamına geliyor.

Afrin şehrine gelince, yerel konsey bölgenin yeniden yapılandırılması ve canlandırılması için bölgeye elektrik verme projesinin ilk aşamasının tamamlandığını açıkladı. Bu durumun, yakın zamanda şehir sakinlerinin yaşam koşullarını olumlu yansımaları olması bekleniyor. Yetkililer, son birkaç günde, şehirde rejime ait olan iletişim kulelerinin, lojistik ve güvenlik nedeniyle Türk iletişim kuleleri ile değiştirilmesi amacıyla kaldırıldığını aktardı.

Nisan’ın ilk yarısına kadar yapılan önemli Türk girişimleri

5 Nisan 2019: Türk askeri konvoyu, Khirbat Al-Joz kapısından Batı Hama kırsalındaki Eshtabraq’daki gözlem noktasına ulaşmak için girdi.

6 Nisan 2019: Türk tankları, Halep’in kuzeyindeki Tel Rıfat kentindeki Kürt birliklerine topçu atışı yaptı.

6 Nisan 2019: Türkiye Savunma Bakanlığı, sınır bölgesinde Türkmen Dağı’nın karşı tarafında Suriye topraklarından açılan ateş sonucu 1 askerinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

10 Nisan 2019: Türk ordusuna ait ağır silah ve mühimmat yüklü iki büyük askeri kafile, Rai-Azez Kapısı’ndan, Halep’in doğusundaki Münbiç’e doğru yöneldi.

10 Nisan 2019: Rus güçleri Tel Rıfat’tan çekildiğini açıklayarak, bu durumu Kürt milislere bildirdi.

11 Nisan 2019: Kelcibrin ve Kuzey Halep kırsalındaki Mare’de muhalif güçleri ile PYD birlikleri arasında hafif ve orta düzey silahlarla şiddetli çalışmalar yaşandı. Türk tankları, Tel Rıfat’ta PYD’yi 20 topçu atışıyla bombaladı.

11 Nisan 2019: Kuzey Halep kırsalındaki Afrin Yerel Meclisi, bölgenin yeniden yapılandırılması ve canlandırılması için elektrik verme projesinin ilk aşamasının tamamlandığını duyurdu. Afrin Yerel Meclisi, Türkiye Enerji Bakanlığı’ndan bir ekip ile 18 Şubat’ta bir araya gelerek, Afrin’deki her eve elektrik vermek üzere anlaşmıştı.

19 Nisan 2019: Kürt birlikleri, Türk devriyelerinin Halep’in kırsalındaki Kefer Haşir’e girdiği sırada havan bombalarıyla Maliki’deki Türk üssünü hedef aldı. Türk askeri üssü ise bu saldırıya karşılıksız kalmadı. Havan bombalarının geldiği noktayı vuran Türk askerleri, saldırının kaynaklarından birisi olan Minnig Havalimanı’nı da hedef aldı. Kürt birliklerinin yaptığı saldırıya karşılık veren Türkiye destekli muhalif “Ulusal Ordu” ile PYD arasında çatışma çıktı.

Dera’daki Rus-İran çekişmesi

Nisan 2019’un başında Dera halkından bir heyet, Suriye Ulusal Güvenlik Ofisi Başkanı Ali Memlük’ün başkanlığındaki rejime bağlı güvenlik heyeti ile görüşmek üzere Şam’a gitti. Görüşmelerin gündeminde, Dera’daki güvenlik operasyonları ve bölge halkının yaşam koşullarına ilişkin bazı dosyalar vardı.

Bu görüşme, Rusya’ya yakınlığıyla bilinen Suriye Rejimi İstihbarat Şube Başkanı Muhammed Mahalla’nın Dera ilindeki Tafes kasabasının önde gelenleri ile düzenlediği toplantıdan yaklaşık bir buçuk ay sonra gerçekleşti.

Medya kaynaklarına göre Dera heyetinin talepleri, tek partili politikanın reddedilmesi, İran milislerinin Suriye'nin güneyinden çekilerek İran etkisinin sona erdirilmesi, rejim unsurlarının kışlalarına geri dönmesi ve eyaletteki engellerin en aza indirgenmesi ekseninde şekillendi. Güvenlik güçleri ve rejim temsilcileri Dera heyetine, “Bölge halkının (Tüm kentte, rejime itaat etmesi gerektiğini) komplolara karşı tek yürek olması gerektiğini söyledi.

Bu toplantıdan birkaç gün sonra, 14 Nisan 2019’da Beşşar Esed’in kardeşi Mahir Esed önderliğinde “Dördüncü Zırhlı Tümeni” toplantıları başladı. Rejim ordusu içindeki İran’ın kolu olarak görülen bu tümen, bölgedeki güvenlik operasyonları için şiddetli bir şekilde çalışmaya başladı. Dera kırsalındaki bazı bölgelerde El-Havaciz Tümeni’ne takviye sağlayarak bin 200 subayını diğer tümenin saflarına geçirdi. Bu durum, Dera heyetinin talebinin tam tersiydi.

Suriye Rejimi İstihbarat Şube Başkanı Muhammed Mahalla, 6 hafta önce Dera’da Tafes’in önde gelenleri ile bir araya gelmiş, beraberinde Askeri İstihbarat Şube Başkanı El-Ali ve bazı askerler de yer almıştı. O günlerde Dera halkının talepleri, tutukluların serbest bırakılması, genç kadınlar ve erkekler hakkında verilen keyfi tutuklama kararlarının durdurulması ve emeklilerin ve görevlilerin maaşlarındaki kesintilerin sona erdirilmesi şeklindeydi.

Sonuç olarak, Dera’da suikast olayları yayılmaya başladı. 23 Nisan 2019’da Dera’daki Özgür Suriye Ordusu Eski Komutanı İbrahim El-Ğazlan, kimliği belirsiz kişilerce suikaste uğradı. 21 Nisan 2019 tarihinde ise, ÖSO’nun eski yöneticilerinden Muhammed Nur Zeid el-Bardan, evinin önünde suikaste uğramıştı. Ondan günler önce ise Said Bin el-Müseyyeb cami imamı Raid El-Hariri suikaste uğramıştı. Anlaşmaya katılan onlarca muhalif lider bu şekilde suikaste kurban gitti.

Tamamı faili meçhul şekilde yapılan bu suikastleri herhangi bir taraf üstlenmezken, cinayetlerin bölgedeki güvenlik etkisi ile gerçekleştiği ve özellikle de Rusya ve İran ile bağlantısı olduğu düşünülüyor.

Benzin ve yakıt krizi

Esed rejiminin kontrolündeki bazı bölgeler, belki de Suriye savaşının başladığı 2011 yılından bu yana en şiddetli yakıt krizine tanıklık ediyor. Aylar önce tüp eksikliği ile başlayan kriz, daha sonra dizel ve son olarak da benzin yokluğuna kadar uzandı.

Hemen her gün, Şam sokaklarından sadece bir miktar benzin almak için uzun kuyruklar oluşturan araba fotoğrafları servis ediliyor.

Rejim, bu durumun suçunu ABD yaptırımlarına ve kendisini devirmek isteyen komplolara bağlıyor. Rejime bağlı Petrol ve Tabii Kaynaklar Bakanı tarafından yapılan açıklamada, “Benzin 6 aydır kesildi. Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana İran’ın petrol boru hattını kapatmasından beri Suriye’ye hiçbir petrol tankeri girmedi. Ek olarak Süveyş Kanalı’ndan da hiçbir petrol tankerinin girişine izin verilmedi” dedi.

Rejim krizi hafifleterek ve sulandırarak, benzin almak için sıraya giren arabalarla tıkanmış caddelere çiçek, dergi, sandviç, içecek, battaniye dağıtarak nefes aldırmaya çalışıyor. Hatta olay öyle bir boyuta gelmiş ki; istasyon önünde bekleyenler için şarkı söyleyip dans edenler bile var.

Öte yandan, rejim yanlısı kanallar, Suriye vatandaşının dikkatini başka yöne çekmek için Yemen’deki hidrokarbon krizi haberleri yayınlayınca alay konusu oldu.

Bu boğucu yakıt krizinin bir sonucu olarak, bazı vatandaşlar çözümü Şam merkezinde at ve katırlarla seyahat etmede buldu. Bu durum da sosyal medyada büyük bir etkileşime yol açtı.

ABD’nin yaptırımları kaldırma şartı

15 Nisan 2019'da Teksas Enstitüsü'ndeki bir açık oturum sırasında, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ülkesinin ve Avrupa Birliği’nin BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararı uyarınca yaptırımları kaldırdığını şu sözlerle açıkladı: “ABD ve Avrupalı müttefikleri Suriye'de yeniden yapılanmaya katkıda bulunmaması kaydıyla, siyasi sürecin tamamlanmasına kadar yaptırımları kaldırmaya karar vermiştir.”

Suriye’nin günlük en az 4.5 milyon litre benzin, 6 milyon litre mazot, 7 bin ton fueloil ve bin 200 ton gaz ihtiyacı bulunuyor. Bu da hükümet için günlük 8 milyon dolarlık bir fatura anlamına geliyor. Şu anda Suriye’nin petrol üretimi 24 bin varil civarında, petrole duyulan ihtiyaç ise 136 bin varil civarında. Yani her halükârda, Suriye’nin dışarıdan desteğe ihtiyacı var.

Yakıt krizi ile karşı karşıya kalan tek ülke Suriye değil. Ancak rejimin, yakın zamanda bölgede faaliyet gösteren silahlı gruplar, şiddetli çatışmalar ve savaş şartlarını bahane etmesi, bu krizin daha büyük bir mahiyete bürünmesine neden olarak Suriye vatandaşının öfkesine yol açtı.

Rejim tarafından yapılan açıklamada, Suriye’nin hala savaşta olduğu belirtilerek, sosyal medyanın etkisine karşı halkı uyardı. Rejim karşıtı yayın yapan (‘Damashq Al-An’ ve ‘Hashtag-Syria’) sayfalarının yöneticilerinden 2 kişinin tutuklandığını duyurdu.

Esed rejimi kontrolünde yaşayan vatandaşlar ve bazı tanınan isimler, sosyal medya üzerinden zaman zaman rejimin idari konulardaki başarısızlığını dile getiriyor. Çoğu zaman rejim liderini ve orduyu övseler de herhangi bir olaydan sonra rejime yönelik bir eleştirileri korku ve tehdide yol açtığı için bazıları gerçek manada susturuluyor.

Ürdün’ün rejim ile ilişkisi

Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılında Ürdün’ün resmi pozisyonu, tereddüt etmekle beraber rejimin Suriye’deki barışçıl gösterilere karşı rejimin askeri mekanizmayı kullanması yönünde teşvik etmek şeklinde oldu. Daha sonra Ürdün Kralı’nın Esed’i görevden çekilmeye çağırmasıyla birlikte ülkenin pozisyonu daha net bir görünüme kavuştu. Ancak sonraları, Ürdün, Esed’in gidişine yönelik çağrılarında geri adım attı. Suriyeli Büyükelçi’yi Amman’da tekrar göreve çağırdı. Akabinde Ürdün ve Suriye arasında uçuşlar yeniden başlatıldı. Suriye Meclis Başkanı Ürdün’ü ziyaret etti ve daha sonra iki ülke arasında “Nasib” sınır kapısı açıldı. Amman’da gerçekleştirilen Parlamenterler Konferansı’na Suriye de davet edildi ve sonrasında iki ülke arasında gayri resmi ziyaretler yapılmaya başlandı.

Rejim, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır ve Bahreyn ile olduğu gibi Ürdün ile normalleşerek ve Arap Birliği’ndeki koltuğuna geri dönebilmesi için ilişkilerini üst düzeye çıkarmayı umuyor.

Ancak rejim ile normalleşmeye yönelik ilişkiler geçtiğimiz Mart ayında sürpriz bir şekilde durduruldu ve rejim, Mart 2019’ın sonlarında düzenlenen Arap Birliği zirvesine davet edilmedi. Bazı Arap yetkililerden Suriye rejiminin Arap Birliği’ne dönmesinin vaktinin gelmediği yönünde açıklamalar geldi.

Esed rejimi ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik çabaların tek seferde durdurulmasına ilişkin, Arap Birliği Başkanı’nın gecikmeli açıklaması dışında herhangi bir resmi açıklama yapılmadı. Arap Birliği Başkanı, şu ifadeleri kullanmıştı: “Suriye’nin Arap Birliği’ne dönmesi, İran’ın birliğe dönmesi anlamına geliyor.” Ancak rejim, bu olanlardan ABD’yi sorumlu tutarak, bölge ülkelerine müdahale etmekle suçlamıştı.

ABD’nin Esed rejimi ile ilişkilerin normalleşmesinden rahatsızlık duyduğu ve bu yöndeki açılımları dile getirmesi biliniyordu. Bu durum, bu konuda ısrarlı olan ülkeleri çekinceli davranmaya iterken, ABD ise Suriye ve İran’a yaptırım kararı alarak rejimi dar boğaza soktu. Bu baskı, 12’nci Astana görüşmelerinin hemen öncesinde daha da artırılırken, Suriye Anayasa Komisyonu’nun oluşturulması için Rusya’ya ve İran etkisini azaltmak ve Suriye’deki varlığını sona erdirmeyi hedefliyordu.

Tüm bunlar, İsrail ile İran arasında İran’ın müttefiklerinin de katılacağı ve Lübnan, Suriye ve Irak topraklarının manevra alanı olarak kullanılacağının iddia edildiğine dair sürekli cereyan eden konuşmaların gerçekleştiği sırada yaşandı.

Rejim ve Ürdün arasındaki ekonomik ilişkiler, diğer ülkelerle resmi olarak ilişkilerin normalleştirilmesinin durdurulmasına rağmen özel bir anlam taşıyor. Mart 2019’da iki ülke arasında ‘Nasib’ kapısının açılması gibi önemli gelişmeler yaşanırken, ortak serbest ticaret bölgesinin yeniden etkinleştirilmesi hedeflendi. Serbest bölgedeki ticaret hacmi 2010 yılı itibariyle 5 milyar dolara ulaşmıştı.

Rejim ile normalleşme sürecinin durması veya yavaşlamasıyla birlikte, Esed yönetimi Suriye’de yaşayan çok sayıda Ürdün vatandaşını sebep göstermeksizin gözaltına aldı. Ürdün yönetimi, Esed rejiminden gözaltına aldığı kişilerin akıbetlerini paylaşmasını isteyen resmi bir talep yayınladı. 4 Nisan 2019 tarihinde “Eymen Alluş” isimli Suriye Büyükelçilik çalışanının Ürdün Dışişleri Bakanlığı’na art arda 4 defa çağrıldı ve Suriye’de tutuklanan 30 Ürdünlü’nün serbest bırakılması talep edildi. 8 Nisan 2019 tarihinde Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Suriye Büyükelçiliği’nden bilgi alarak 8 Ürdün vatandaşının serbest bırakılacağını açıklamış ve geriye kalan tutuklu vatandaşlar için çabalarını sürdürdüklerini duyurmuştu.

Suriye rejiminin, Ürdün'ün Arap ülkeleriyle Suriye arasındaki ilişkilerin eski haline dönmesi için bir köprü konumunda olmasını umduğu açıkça görülüyor. Bu durum, Ürdün sınırının açılması, tüccarlar ve kamyonetlerin geçişine izin verilmesi ve rejime bağlı medya organlarının ifadesine göre Ürdün’ün (ticari olarak) Esed rejiminden daha çok bu durumdan istifade etmesi, iki ülkenin ilişkilerinin normalleşmesinin bir neticesiydi. Buna karşılık olarak, bu gelişmeler, rejimin istediği siyasi kazanımları elde etmesine yetmedi.

Ürdün ve Suriye arasında askıda kalan bir diğer mesele ise Rukban Kampı meselesidir. Tenef bölgesindeki ABD askerinin mevcudiyeti Rusya’nın bu duruma şiddetle karşı olan yaklaşımını da kapsayan meselede, Ürdün, bu iki aktör arasında siyasi ve güvenlik boyutu olan belli bir diplomatik rol oynamak durumunda kaldı. Öyle ki, Nisan 2019’un sonunda bu bağlamda Ürdün’ün ev sahipliğinde yapılan Rus-ABD toplantısı bu rolün bir gereğiydi.

Ürdün ile Suriye rejimi arasındaki ekonomik ilişki ve ticari iş birliği, halen bazı siyasi, güvenlik, ekonomik, dış etkenler ve Ürdün’e yönelik baskılar, iki ülke arasındaki normalleşme sürecini engelliyor ve farklılıklar ile resmi engellerin aşılması için bir adım atılamamasına sebep oluyor.

Trump Golan Tepeleri’ndeki İsrail hakimiyetini tanıdı: Sebepleri ve Zamanlaması

Geçtiğimiz ay (Mart 2019) ABD, Golan Tepeleri’ndeki İsrail hakimiyetini tanıdı. Arap dünyası başta olmak üzere tüm dünya tarafından tepkiye yol açan bu karar kınandı.

Olay sadece bununla sınırlı kalmadı. 1 Nisan 2019’da İsrail resmi medya kuruluşları, işgalci İsrail yönetiminin gelecek 30 sene içerisinde Golan Tepeleri’nde bin yerleşim yeri ve 30 bin bina inşa ederek yaklaşık çeyrek milyon İsrailli’yi bölgeye yerleştireceği, yeni beldeler oluşturacağı, iş fırsatları ve turizm sektörü doğuracağını açıklaması öfkeyi tırmandırdı. Bu projenin, İngiltere’nin Doğu Ürdün’ü Filistin’den ayırma kararının 100’üncü yıldönümünde tamamlanması bekleniyor.

(Yeni Golan’la ilgili timeline)

Trump’ın kararına ilişkin sıkça sorulan sorularda biri, bu kararın zamanlaması. Analizlerin çoğu, bu kararın İsrail seçimleri ile ilintili olduğu üzerinde yoğunlaşırken; Trump’ın Netanyahu’nun kazanmasını istemesi ve tam da seçim arefesinde hediye niteliğinde bir karar vermesi, Netanyahu’nun siyasi puanını artırarak onu zafere bir adım daha yaklaştırdı.

Fiili sebeplere gelince, en önemli analizler ABD’nin Golan’ı İsrail’in hakimiyetinde tanıma kararının “Yüzyılın Antlaşması” ile ilintili olduğu yönünde. Buna göre, bu karar Yüzyılın Antlaşması projesine zemin hazırlayarak ve onun hayata geçiş aşamasını oluşturuyor.

ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford, 2 Nisan 2019’da Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Trump’ın kararının ABD’de 2020’de yapılacak olan başkanlık seçimleriyle bağlantılı olduğunu kaydetti. Ford’a göre, 2016 seçimlerinde ABD’deki Yahudilerin oylarının sadece yüzde 24’ünü alan Trump’ın amacı, önceki seçimlerde yüzde 71’ini rakibi Hillary Clinton’a kaptırdığı Yahudi oylarını, bu sefer kendi lehine çevirebilmek.

“Golan’daki İsrail hakimiyetini tanıma” kararının ardından açıklama yapan Trump, tarihten hızlı bir ders çıkararak bu yönde bir adım attığını dile getirdi. 6 Nisan 2019’da Las Vegas’ta Ulusal Yahudi Cumhuriyetçi Koalisyonu'nun kongresindeki hitabında, bu kararı Ortadoğu’da barışa ilişkin, aralarında ABD’nin İsrail Büyükelçisi ve damadı Jared Kushner‘ın da bulunduğu önde gelen danışmanlarıyla konuşarak hızlı bir şekilde aldığının altını çizdi.

Esed rejiminin Trump’ın kararına verdiği tepkiye gelince, rejimin Adalet Bakanlığı’na bağlı Halep Avukatlar Sendikası’ndan yapılan açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’a ‘devletin itibarını zedeleme ve devlete ait bir toprak parçasını gasp etme’ suçlamalarıyla dava açılacağı ifade edildi. Ancak bu durum sosyal medyada alay konusu olurken, ABD ya da herhangi batılı ülke bu açıklamayı dikkate dahi almadı.

Golan’a ilişkin rejimin son açıklaması, 4 Nisan 2019’da Suriye Dışişleri Bakanı Velid ’in “Golan’ın geri alınması için askeri seçenek masada” şeklindeki ifadeleriydi. Ancak, Muallim, sözlerine rejimin sabrının ‘İdlib’de kendini gösterdiği’ yönündeki ifadeleriyle devam etti.

İsrail Golan’daki varlığını güçlendiriyor

Arap Birliği, Trump’ın kararına karşı nasıl bir yol izleyeceğini tartışırken, İsrail Golan’daki askeri varlığını güçlendirmeye başladı bile. Trump’ın Golan kararını açıkladığı Mart ayından bu yana, on binlerce İsrailliyi Golan’a yerleştirme projesini duyuran İsrail, bölge ile başka turizm planları olduğunu da belirtti.

23 Nisan 2019’da Netanyahu ve ailesi Golan’ı ziyaret etti. Twitter üzerinden yaptığı açıklamalarda Golan’ı “İsrail toprağı” olarak niteleyerek güzelliğine vurgu yaptı. Bu ziyaret, İbranice yayın yapan gazetelerin, Golan’ın turist akınına uğradığını ve sadece Nisan ayında 80 bin turistin bölgeye gittiğine ilişkin haberlerle eş zamanlı gerçekleşti.

İsrailliler 1982’de öldürülen askerlerinin naaşını geri aldı

3 Nisan 2019: İsrail güçleri, 1982 Lübnan işgali sırasında İsrail kuvvetleri ve Suriye ordusu arasında yaşanan Sultan Yakup Muharebesi'nde öldürülen Zechariah Baumel isimli askerlerinin cesedini aldıklarını açıkladı.

İsrailli yetkililer, ilk başta askerin cesedinin bir süre önce başlatılan özel bir operasyonla ele geçirildiğini belirtse de, 4 Nisan 2019’da Putin, Netanyahu ile yaptığı görüşme sonrası “Rusya, İsrail askerinin cesedinin teslimi için Suriye ordusu ile görüşmeler yaptı” ifadelerini kullandı. Bu sözler üzerine Netanyahu Putin’e, “Arkadaşım, yaptıkların için sana teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

Tüm bunlar arasında en çarpıcı olan ise, Suriye rejimine bağlı haber ajansının bu operasyondan haberinin olmaması! Rejime bağlı bir başka medya kuruluşu yetkilisinin yaptığı açıklamada, “Bu olan bitenler, MOSSAD’ın terör örgütleriyle iş birliğine delildir” ifadelerini kullanması da dikkat çekici. Rejim tarafından kullanılan bu ifadeler, Rusya’nın İsrailli esirlerin cesetlerini teslim etmesi için katkı sağladığı yönündeki sözlerinden hemen öncesinde geldi.

Netanyahu, 2016 yılında Moskova’ya gittiğinde, Suriye ordusunun 1982’deki savaş sonrasında Rusya’ya teslim ettiği 3 kayıp İsrail askerine (Zechariah Baumel, Yehuda Katz ve Tsvi Feldman) ait tankı incelemişti.

Rusya, operasyonun Suriye ordusu ile iş birliği halinde yapıldığını belirtse de, rejim konudan bihaber olduğunu ifade etti. Bu durum, rejimin bahsi geçen operasyonu itiraf etmekten ve bunun için ne kadar para aldığını açıklamaktan utanç duyduğunu gösteriyor. Rusya, çeşitli siyasi çevrelere Esed’in iktidarda kalmasını kabul ettirmeye çalışırken, halk Golan’ın hafife alarak bölgedeki durumun İsrail’in lehine çevrilmesinden Esed ailesini sorumlu tutuyor. Öyle ki; Hafız Esed Savunma Bakanı iken, Golan’ın bir bedel karşılığında verilebileceği şeklindeki tavrı ile suçlanıyor.

Öte yandan, rejimin söz konusu operasyonu bilmediğine ilişkin iddiaları doğru olsa bile, bu durum karşımıza şu sonucu çıkarıyor: Ruslar, Beşşar Esed ve rejimine müttefik gözüyle bakmıyor ve Esed’e bağımsız ve egemenlik sahibi bir lider olarak muamele etmiyor.

Buna karşılık, İsrailli yetkililer 27 Nisan 2019'da, İsrail askerlerinin teslim edilmesine karşılık, İsrail’de esir olan Zeydan El-Tawil ve Khamis Ahmed isimli Suriyeli askerleri teslim edeceğini duyurdu.

Kuneytire doğumlu olan 57 yaşındaki Zeydan Tavil, 2008 yılında İsrail yönetimi tarafından uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla tutuklanmıştı. Tavil’in Temmuz 2019’da serbest bırakılması planlanıyordu.

35 yaşındaki Khamis Ahmed ise, Filistin Fetih Örgütü’nde aktivist ve Şam’daki Yermük Mülteci Kampı’nda yaşıyordu. Ahmed, 2005 yılında, Golan Tepeleri’ndeki İsrail askeri üssüne saldırarak İsrail askerlerini yaralama suçlamasıyla 2023 yılına kadar hapis cezasına çarptırılmıştı.

İsrail askerleri, 28 Nisan 2019’da Ahmed’i Suriye rejimine teslim edilmek üzere Kuneytire sınır kapısındaki Kızılhaç’a getirdi.

DEAŞ’a karşı ilan edilen zaferden sonrası

ABD’nin desteklediği Suriye Demokratik Güçleri’nin DEAŞ’ı yenilgiye uğrattığını açıklamasının ardından, bu örgütün yükselişi ve çöküşüne ilişkin karmaşık bir şekilde havada kalan dosyalar, üç ana eksen üzerinden incelenebilir.

Birincisi: Örgüt, elinde olan imkan ve güç çerçevesinde yeniden intikam operasyonlarına girişebilir.

İkincisi: DEAŞ unsurlarının, ailelerinin ve çocuklarının akıbetleri. DEAŞ mağduru olduğunu iddia eden sivillerin durumunu özetleyen El-Hol Kampı da bu eksende incelenebilir.

Üçüncüsü: Kürt silahlı gruplarının kaderi ve kontrol altındaki alanları yönetmek için kurulan Kürt organlarının kaderi ne olacak? Bu gruplar, bölge için kurdukları plan ve vizyonlarında ne derece başarılı olacaklar?

Kürt milisler ve bölgedeki Kürt varlığının geleceği

SDG’li yetkililer, 8 Nisan 2019’da Türkiye ile müzakereleri başlatmaya hazır olduklarını, ancak iki şartlarının bulunduğunu açıkladı: Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’den çıkması ve Türkiye'nin Fırat'ın doğusundaki Kürt kuvvetlerine karşı askeri operasyondan vazgeçmesi. Bu açıklamadan sadece birkaç gün sonra, 12 Nisan 2019'da bir Kürt yetkili, Rusya'yı kuzeydeki özerk yönetim ile Suriye rejimi arasındaki müzakerelerde. Başarısız olmakla suçlayarak, “Ruslar, Rusya'nın yapması gereken girişimi dondurarak, Şam ile müzakerelere başlamasına engel oldu” ifadelerini kullandı.

Ancak şu ana kadar, Türkiye’nin Kürt milislerle müzakere yoluna gitme ya da Fırat’ın doğusu yahut Münbiç operasyonundan vazgeçme niyetinin olduğu görülmüyor. Aksine, Kürt yetkililerin Rusların girişimleri dondurmaya ilişkin söylemlerinin üzerine Rusya, Tel Rıfat’tan çekilerek Kürtlere bölgeyi terk ettiğini bildirdi. 

Kürt özyönetiminin rolü ve varlığının güçlendirilmesi

6 Nisan 2019’da, “Özyönetim”e bağlı Eğitim ve Öğretim Kurulu, Kamışlı’daki varlığını güçlendirmek adına ilk, Kürt Dili, Edebiyatı ve Bilimsel Akademisi’ni kurarak akademiye “Şehit Akid Cillo” ismini verdi. 16 Nisan 2019 tarihinde ise Deyrizor bölgesinde, Deyrizor Sivil Meclisi’ne bağlı “Savunma Komitesi” tarafından SDG’ye ait ilk zorunlu askerlik merkezi açıldı.

19 Nisan 2019’da “Özyönetim”den bir heyet, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u Paris’te ziyaret etti. Fransa Cumhurbaşkanlığı’ndan ziyaret sonrası yapılan açıklamada, SDG’nin DEAŞ’a karşı verdiği mücadelenin altı çizilerek, Fransa’nın destek vermeye devam edeceği ifade edildi.

Bu görüşme, “Suriye Demokratik Meclisi”nin Fransa’nın Suriye’den çıkmasının yıldönümüne ilişkin tebrik mesajının yayınlanmasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.

DEAŞ’ın intikamı

DEAŞ örgütünün son dönemde; Koalisyon, Esed rejimi ve SDG karşıtı operasyonlarının kronolojisi:

-DEAŞ’ın çökertildiğinin açıklanmasından sadece 3 gün sonra, Münbiç yakınlarında düzenlenen intihar saldırısında en az 7 SDG unsuru öldürüldü.

-DEAŞ’ın çökertilmesinin açıklanmasından sadece 1 hafta sonra, Rakka’da 4 intihar saldırısı düzenlendi. Ölü sayısına ilişkin rivayetler birbirinden farklıydı.

-29 Mart 2019: DEAŞ’a bağlı “Amak” Ajansı, Deyrizor kırsalındaki Zeyban bölgesinde ter alan Meyadin Köprüsü yakınlarında düzenlenen bombalı saldırıda 5 SDG unsurunun öldürüldüğünü, 3 milisin ise yaralandığını duyurdu.

30 Mart 2019: Deyrizor’un doğusundaki Zeyban-Tayaniyah yolu üzerine kurulan pusuda 1 SDG unsuru öldürüldü.

30 Mart 2019: Amak Ajansı’na göre örgüt, Deyrizor’da birincisi Kinko yolunda, ikincisi Jafra-Nıfti yolunda, üçüncüsü ise Zeyban-Havaij yolunda olmak üzere 3 ayrı operasyon başlattı ve 5 SDG unsurunu öldürdü.

5 Nisan 2019: Örgüte bağlı Naba gazetesi, DEAŞ unsurlarının Deyrizor kırsalındaki SDG mevzilerine saldırı başlattığını ve bir haftada 25 SDG unsurunu öldürdüklerini bildirdi.

9 Nisan 2019: DEAŞ, Doğu Suriye’de SDG güçlerini hedef alan 3 saldırının başlatıldığını duyurdu. İlk saldırı, Deyrizor kırsalındaki Baqan köyünde parça tesirli bomba yüklü 4 tekerlekli bir mekanizma ile gerçekleşirken, 3 SDG unsuru öldü. İkinci saldırı, Rakka’nın doğusundaki Habur köyünde 3 SDG unsurunun öldürülmesiyle sonuçlandı. Üçüncü saldırı ise, Haseke’nin güney kırsalındaki Kharafi yolunda gerçekleştirildi.

9 Nisan 2019: Haseke’nin güney kırsalında Şeddadi yakınlarında, ABD öncülüğündeki koalisyona ait bir devriye, bomba yüklü araçla hedef alındı.

9 Nisan 2019: Rakka, aralarında sivillerin de yer aldığı ölü ve yaralıların düştüğü art arda 3 patlamaya şahit oldu. Medya kaynakları, Rakka kent merkezindeki Basil Caddesi’nde mayının patladığını ve ardından aynı yerde iki araba patlatıldığını aktarırken, kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 9 sivil hayatını kaybetti.

11 Nisan 2019: SDG’ye bağlı Havar haber ajansına göre, Doğu Halep kırsalındaki Münbiç’te el yapımı patlayıcı bombalarla düzenlenen saldırıda hiç can kaybı yaşanmadığı belirtilirken, DEAŞ’a bağlı Amak Ajansı, 4 SDG unsurunun öldürüldüğünü, Münbiç’in 30’uncu Caddesi’nde bomba yüklü bir araç ile yapılan saldırıda ise 3 SDG’linin yaralandığı ifade edildi.

12 Nisan 2019: Suriye rejimi, Deyrizor’dan Humus’a giderken, DEAŞ tarafından tuzağa düşürülerek bir askeri konvoyunu kaybetti. Rejim yanlısı bir kaynak, bu ay içerisinde ikinci kez konvoylarının kaybolduğunu aktardı.

12 Nisan 2019: (DEAŞ’a karşı zafer ilan edildikten 20 gün sonra) DEAŞ’a bağlı Naba gazetesi, 12 Nisan’da çıkan sayısında, örgütün ‘Şam vilayetinin intikamı’ adıyla, 9-12 Nisan arasında, Rakka, Deyrizor, Haseke ve Halep kırsalında SDG güçlerine karşı toplam 30 operasyon düzenlediğini açıkladı.

13 Nisan 2019: DEAŞ unsurlarının Deyrizor yakınlarında kurduğu tuzakta 4 Esed askeri öldürüldü.

14 Nisan 2019: Deyrizor kırsalındaki Meyadin kentinin güneyinde, DEAŞ ile rejim yanlısı “Kudüs Tugayı” arasında çıkan çatışmada, Kudüs Tugayı’ndan 10 savaşçının öldüğü bildirildi.

18 Nisan 2019: Humus yakınlarında DEAŞ ile Esed güçleri arasında çatışma çıktı. Çatışmada 4’ü Esed’in subayı olmak üzere 15 kişi öldü.

20 Nisan 2019: Humus yakınlarında DEAŞ tarafından kurulan tuzakta 20 Esed askeri öldürüldü, çok sayıda kişi yaralandı.

El-Hol Kampı... Kurban mı yoksa terörist mi?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Suriye’nin kuzeydoğusunda yer alan El-Hol Mülteci Kampı’nda yaşayanların ihtiyaçlarını karşılamak için 4.3 milyon dolar tahsis etti. Bu meblağ ile, çadır, battaniye, içme suyu, kişisel temizlik ihtiyaçları, olumsuz beslenme şartlarını iyileştirme, acil sağlık müdahaleleri, mültecilerin kalabileceği daha geniş bir alan yapma ve yaşam koşullarını düzeltme gibi hizmetler verilecek.

3 Nisan 2019 tarihinde Suriye’nin doğusundaki Kürt Özyönetimi Irak hükümeti ile kamptaki mültecilerin ülkelerine dönmesi üzerine anlaşma yaparak 30 bin Iraklı’nın ülkesine dönmesi için sınır kapısını açtı. İngiliz Guardian gazetesi 10 Nisan 2019 tarihli yayınında Avrupalı bir yetkilinin Irak’ın DEAŞ örgütüne bağlı yabancı savaşçıları yakalamak için AB ülkelerinden 10 milyar dolar yardım istediğini öne sürdüğünü yazdı. Avrupalı yetkili Irak’ın DEAŞ liderlerini yakalamak için daha sonra ise senelik 1 milyar dolar destek istediğini belirtti. Ancak, Irak yönetimine yakın bir yetkili bu söylemin gerçeği yansıtmadığını ifade etti. Avrupa’dan önemli 4 isim Irak’ın bir şartının daha olduğunu açıklayarak, insani alanda çalışanların dahi kampa girmesine izin verilmemesini istediğini ve idam cezasının yeniden getirilmesini talep ettiğini öne sürdü.

Kamp hakkındaki gerçekler

-Kürt Özyönetimi El-Hol Kampı’nı, Haseke’nin doğusundaki El-Hol bölgesinde DEAŞ hakimiyeti altında yaşayanların kaçıp yerleşmesi için 2016’nın ortasında açtı.

-Kampta en az 80 bin mülteci kalıyor.

-Kampın yüzde 92’sini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.

-Kampın kapasitesi 41 bin kişinin yaşamasına uygun.

-Kampta sadece taşınabilir 3 müdahale merkezi, 6 sabit tıp merkezi ve 2 ambulans bulunuyor.

-Kampta kalanların yüzde 40’ı Suriyelilerden ve Iraklılardan oluşurken diğer kalanlar başka milletlere mensuplar.

-Kızılhaç’ın verilerine göre kampta refakatçisi olmayan yaklaşık 500 çocuk bulunuyor.

-Kampla ilgili en büyük sorunlardan biri, kurbanlar ile şüphelilerin birbirine karıştırılması. Zira kampta, DEAŞ yanlısı radikaller ve şüpheliler bulunuyor.

(El-Hol Kampı hakkında infografik)

Rejim ile ilişkilerin normalleşme sürecinde yaşanan en önemli gelişmeler:

3 Nisan 2019: Monitör sitesi, İranlı bir yetkiliye dayandırdığı haberinde İran’ın 2017’bin başından bu yana Hamas ile Suriye rejimi arasında arabuluculuk yaptığını iddia ederek, bu bağlamda İranlı askeri yetkililer ve Hamas arasında birkaç toplantı düzenlendiğini söyledi.

10 Nisan 2019: Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, Suriye’nin Arap Birliği’ndeki koltuğunun İran tarafından doldurmayacağını söyleyerek, Suriye’deki savaşın daha derin hale gelmesinin İran Devrim muhafızları olduğunu kaydetti. Ebu Gayt, çok sayıda Arap ülkesinin, Suriye’nin Arap Birliği’ndeki koltuğuna dönebilmesinin “İran’ın kucağından” uzaklaşmasına bağlı olduğunu söylediğinin altını çizdi.

14 Nisan 2019: Beşşar Esed Başkent Şam’da Irak ulusal güvenlik müsteşarı Salih El-Fayyad ile bir araya geldi. Fayyad’ın bu ziyareti son 4 ayda rejime yönelik ikinci ziyareti olma özelliğini taşıyor. 29 Şubat’ta Esed’le bir görüşme daha yapan Fayyad, görüşmesinde Esed’e Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi’nin selamını getirmişti. İki görüşmeden sonra yapılan açıklamalar da hemen hemen aynı yöndeydi. Resmi kaynaklar görüşmelerinin amacının iki ülke arasında iş birliğinin geliştirilmesi ve terörle mücadele konusunda iş birliği yapılması olarak aktardı.

Netanyahu bir ayda ikinci kez Putin’in misafiri

4 Nisan 2019 tarihinde, Netanyahu bir ay içinde ikinci kez Rus lider Putin ile görüştü. İki lider 27 Şubat 2019 tarihinde bir kez daha görüşmüş, Suriye’deki duruma ilişkin ortak komite kurma ve Suriye’den yabancı güçleri çıkarmak için çalışan Rus-İsrail askeri koordinasyon mekanizmasının çalışmalarına devam etmesi yönünde karar almıştı.

Trump’ın Golan kararından sadece birkaç gün sonra gerçekleşen bu görüşme, aynı zamanda İsrail seçimlerinin hemen öncesinde düzenlendi.

Golan Tepeleri’ndeki İsrail hakimiyetine ilişkin anlaşma imzalandığında, İbrani gazeteleri Netanyahu’nun Suriye’deki durumu çözmek için ABD Başkanı Trump ve Rusya Devlet Başkanı Putin’e bir plan önerdiğini yazdı. İsrail’in planına göre; İran Suriye’den çekilecekti. Ancak Ruslar, İran’ın bu yönde bir plan önerisinde bulunduğunu redderek, bu bağlamda İsrail’den izahat beklediklerini açıkladı. Netanyahu’nun Rusya ve ABD temasları, Suriye’de olan bitenler konusunda 2 ülke ile iş birliği yapmak istediğini ve ülkedeki duruma ilişkin bir planı olduğunu ortaya koyuyor.

Erdoğan 4 ayda üçüncü kez Moskova’da

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Nisan 2019’da Rusya Devlet Başkanı Putin’i ziyaret etti. Erdoğan, ziyareti öncesinde düzenlediği basın açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı: “Rusya temaslarımız sırasında çok sayıda meseleyi ele alacağız. Bu meselelerin en başında ise Suriye dosyası var.”

Erdoğan’ın ziyareti, 2019 yılının başından beri Rusya’ya yaptığı üçüncü ziyaret. Görüşmelerde, S-400 savunma sistemi, ikili askeri iş birliği alanındaki projeler ve Suriye’deki son gelişmeler ele alındı.

Astana oturumunun yapılmasından kısa bir süre önce yapılan bu ziyaret, Türkiye’nin S-400 satın alması nedeniyle ABD’nin F-35 teslimatına yönelik belirsizliğin gölgesinde gerçekleşti.

Öte yandan, Türkiye Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonda ısrarcı tavrını sürdürürken, bölgenin yönetimini herhangi bir güç ile paylaşmayı reddediyor ve YPG hala Ankara’nın terör listesinde yer alıyor. Tüm bu meseleler, ABD ile çelişen Türkiye’yi, Ruslar ile sürekli koordinasyonu artırmaya itiyor.

Zarif önce Suriye’de sonra Türkiye’de... Memnuniyet ziyareti mi yoksa gerçekten müzakere mi?

Zarif Hz. Zeynep’in makamında

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, 16 Nisan 2019’da beraberindeki siyasi bir heyet ile Suriye’nin başkenti Şam’a gitti. Zarif’in ziyareti, sürpriz bir şekilde istifa etmesinin ardından İran lideri Ruhani’nin bu istifayı reddetmesinden sonra gerçekleşti. Zarif, Esed’in Tahran’a düzenlediği gizli ziyaretten sonra istifa etmişti. Esed, Tahran’a gelerek, Ali Hamaney, Hasan Ruhani ve İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani ile görüşmüştü.

“Fars” Haber Ajansı’na konuşan İran Dışişleri yetkilisi, Zarif’in istifasının sebebinin Esed’in ziyareti olduğunu açıklamıştı. Esed’in ziyareti Zarif’e haber verilmemiş, görüşmelere davet edilmemiş ve bu durumdan rahatsız olmuştu.

Şam’a giden Zarif, Beşşar Esed ile görüşmesinin öncesinde Suriye Dışişleri Bakanı Yardımcısı Faysal Mikdadi’nin de eşlik ettiği heyetle Hz. Zeynep’in makamını ziyaret etti. Zarif, bu ziyaretin ardından rejim lideri Beşşar Esed, Dışişleri Bakanı Velid Muallim ve rejim danışmanı Buseyne Şaban ile görüştü.

İran’daki haber ajanslarına göre, Zarif’in temasları sırasında öne çıkan en önemli mesele, İdlib dosyasıydı. Zarif, görüşmede Nusra Cephesi’nin bölgede ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurgulayarak, bu hususta Türk yetkililerle görüşeceklerinin altını çizdi.

Zarif Türkiye’de

17 Nisan 2019 tarihinde, Türkiye’ye gitti. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile basın açıklaması yapan Zarif, şunları söyledi: “Suriye’de Beşşar Esed ile uzun görüşmeler yaptım. Görüşmeyle ilgili Sayın Erdoğan’a bilgi verdim.” Zarif, açıklamasında Suriye rejimi ile Türkiye’nin ilişkilerinin yeniden inşa edileceğine de değindi.

Bazı basın kuruluşları, “Zarif, Esed’in ‘ilişkilerin normalleşmesi ve İdlib’deki terör örgütlerinin çıkarılmasına yönelik Erdoğan’a özel mesajını iletti” iddiasını ortaya atsa da, 18 Nisan 2019’da İran Dışişleri Sözcüsü Abbas Musevi konuyla ilgili şu açıklamayı yaparak haberleri yalanladı: “Zarif, Suriye rejim lideri Beşşar Esed’den Erdoğan’a herhangi bir mesaj iletmemiştir.”

Gerçek bir çaba mı, yoksa memnuniyet ziyareti mi?

İran Dışişleri Bakanı’nın Suriye ve Türkiye ziyareti sona erdiğinde, Zarif’in çabalarının Suriye’nin durumu üzerinde gerçek bir etki yaratmadığı görülüyor. Tabloya biraz daha yakından bakılacak olursa, Esed’in İran ziyareti sürecinde dışlanmasından rahatsız olarak istifa eden Zarif için bir ‘gönül alma, memnun etme’ ziyareti olarak görülüyor. İran Devrim Muhafızları ise İran’ın Suriye meselesindeki rolü konusunda oldukça net bir tutum sergiliyor. Buna göre, İran, Suriye’deki durumu siyasi olarak değil güvenlik ve askeri olarak çözme eğiliminde olduğunu bir kez daha gösteriyor.

İran Devrim Muhafızları ABD’nin terör listesinde

8 Nisan 2019 tarihinde, ABD Başkanı Donald Trump,“Devletin askeri aracı olarak terörizmi etkin bir şekilde finanse ettiğini ve desteklediğini” söylediği İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütleri listesine aldığını açıkladı.

Suriyeli muhalifler haberi memnuniyetle karşılarken, rejim ABD’nin kararını kınayan bir açıklama yaptı. Türkiye ve Katar, İran Devrim Muhafızları’nın bölgedeki rolünü desteklemediklerini bildirmesine rağmen, ordunun terör listesine dahil edilmesine karşı çıktı. Türkiye Dışişleri Bakanı’nın sözlerine göre bu durum, bölgede istikrarsızlığa yol açacak bir adım.

Suriyeli Muhaliflerin girişimleri

-9 Nisan 2019: Suriye Devrimi Muhalefet Güçleri Koalisyonu eski Başkanı Muaz El-Hatip, Suriye krizinin çözümüne yönelik, Esed’in 1 yıl boyunca iktidarda kalmasını öngören bir öneride bulundu. Hatip’in önerisi, Suriye’de destekleyenler ve muhalif olanlar arasında tartışıldı ve konu büyüdü. Hatip’in, Esed’in iktidarda kalması konusunda esneklik gösteren siyasi bir çözüm önermesi ilk değil.

17 Nisan 2019: Suriye Müzakere Heyeti Başkanı Naser Hariri, siyasi süreç ve anayasa komisyonu meselelerini görüşmek üzere Cenevre'deki BM elçisiyle (Pedersen) bir araya geldi.

-18 Nisan 2019: Suriye Müzakere Heyeti Başkanı Naser Hariri, anayasa komisyonunun yapısını görüşmek üzere Rusya'nın Suriye Büyükelçisi Alexander Lavrentiev ile bir araya geldi. Görüşme, Rus tarafının daveti üzerine Suudi Arabistan'daki Rusya Elçiliği'nde gerçekleşti.

BM Elçisi Pedersen ve ekibinin girişimleri

-12 Nisan 2019: Avrupalı yetkililer, anayasa komisyonunun oluşumundaki engellerin Pedersen’in Esed’i komitedeki 4 isim konusunda ikna etmesinin ardından kalktığını söyledi. Yakın zamanda, bu bağlamda önemli adımlar atılması beklenirken, komisyon Suriye Anayasası’nı yeniden oluşturmak için uzun ve karmaşık bir çalışma sürecine girecek.

11 Nisan 2019: BM Suriye İnsani Elçisi Najat Rushdie, Suriye'nin kuzeyindeki İdlib'deki askeri gerilime ilişkin endişelerini dile getirdi. İnsani yardım ekibiyle ilk görüşmesinin ardından konuşan, BM Elçisi, “İdlib’deki askeri faaliyetlerin yoğunlaşmasıyla ilgili geçmiş haftalarda edindiğimiz raporlardan dolayı ciddi endişe duyuyoruz” diyerek sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bölgedeki askeri çatışmalar ve saldırılar sonucu 190 kişi hayatını kaybetti, 106 bin kişi ise evini terk etmek zorunda kaldı.”

14 Nisan 2019: BM Elçisi Pedersen, anayasa komisyonuyla ilgili müzakereleri tamamlamak için başkent Şam’a geldi. Suriye krizi ve siyasi süreçle ilgili istişarelerin tamamlanması, özellikle de komisyonun bir an evvel oluşturulması için Şam’a gelen Pedersen’in bu ziyareti 2019 yılının başından bu yana üçüncüsü.

24 Nisan 2019: Kazakistan, Pedersen’in 25 ve 26 Nisan 2019’da yapılacak olan Astana müzakerelerine katılma talebini yineledi.

"Astana 12" Konferansı, anayasa komisyonu ve Irak ile Lübnan'ın müzakerelere katılımı

Rus medyası, 2 Nisan 2019 tarihinde, Astana’nın bir sonraki oturumunun 25-26 Nisan 2019 tarihlerinde Kazakistan başkentinde gerçekleşeceğini bildirdi.

Astana görüşmelerinin, 14 Şubat'ta gerçekleşmesi gerekiyordu, ancak garantör ülkelerin (Putin, Erdoğan ve Ruhani) Soçi Zirvesi’ndeki anlaşmazlığı nedeniyle ertelendi.

Geçtiğimiz haftalarda anayasa komisyonunun oluşumunun yakın bir tarihte sona erdiğine dair genel bir kanaat oluşurken, uluslararası taraflar bu gecikmenin nedeninin rejimin komisyon için teklif edilen isimleri kabul etmemesine bağladı. Astana görüşmelerinde, bu durumun da tartışılması bekleniyor.

Ancak, Avrupalı diplomatların açıklamaları, konferanstan birkaç gün önce BM elçisinin, Esed’i, daha önce itiraz ettiği anayasa komisyonu üyeliği için önerilen dört isme ikna ettiğini ve dolayısıyla komisyonun oluşumunda ilerlemenin önünde bir engel bulunmadığını vurguladı.

Türkiye, daha önceleri Lübnan ve Irak’ı Astana müzakerelerine dahil etme fikrini ortaya attı. Çünkü her 2 ülke ile hem Suriye’nin komşusu hem de Suriye’yle ilişkileri daha derin. Irak’ın Suriye rejiminin destekçisi olduğu düşünülürken, Lübnan’daki politikacılar Suriye’deki rejimin taraftarları ile rejim karşıtları arasında bölünmüş durumda. Ancak 2 ülke de Astana sürecine dahil edilmelerine rağmen, 25-26 Nisan 2019 tarihlerinde yapılan zirveye katılmadı. Suriye'nin BM elçisi Geir Pedersen ise, toplantıya katılan isimler arasında yer aldı.

Rusya, son Astana müzakerelerine ciddi bir önem verdi. Öyle ki, müzakerelerin başlamasından önce yapılan mekik diplomasisi, bu önemi gösteriyordu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye’ye Özel Elçisi, Alexander Lavrentiev’i, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergei Vershinin’i göndererek Suriyeli muhaliflerle, Beşşar Esed ile ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüşmelerini sağladı. 

Brüksel Konferansı ise, Suriye’nin geleceğine ilişkin önemli bir mesaj verdi. 75’ten fazla delegenin katıldığı, 7 milyar dolardan fazla desteğin vaat edildiği konferansta, BM kararları ve Cenevre şemsiyesi altında olmadan yeniden inşa sürecinin ve mültecilerin dönmesinin mümkün olmadığı belirtildi. Astana ve Soçi gibi yan süreçler Brüksel’in Suriye mesajı ile çelişecek gibi görünüyor.

Mevcut Astana görüşmelerinde Türkiye, İran ve Rusya, Suriye Anayasa Komisyonu’nun oluşumu için nihai kararı veremediler. 3 ülke, komisyon meselesini, henüz belirlenemeyen “Cenevre” görüşmesinde tartışmaya bıraktılar.

Astana müzakerelerinin 12’nci turunun sonuç bildirgesinde, Rusya, İran ve Türkiye (garantör ülkeler) Astana turunun bir sonraki oturumunu Cenevre’de düzenlemeye karar verdi. 3 ülke, BM Elçisi'nin Suriye’deki taraflarla fiili diyalog da dahil olmak üzere, Suriye’ye yönelik çabalarını desteklemeye hazır olduklarını vurguladı.

Astana görüşmelerinin Cenevre'ye devredilmesi, Cenevre görüşmelerine paralel bir çözüm yolu veya muhtemel bir süreç şeklinde değerlendirilmesi açısından önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor. Astana’nın görüşmelerinin Cenevre’ye devredilmesi, aynı zamanda Suriye muhalefetinin de yeniden yapılanması anlamına gelebilir. Bugüne kadarki süreçte, Astana görüşmelerinde, muhalifleri Yüksek Müzakere Heyeti Başkanı Naser Hariri temsil etmişti.

Şimdi, politik sürecin temel dayanağı olarak anayasa komisyonunun oluşması ve Astana'nın Cenevre'ye geçişi üzerinde durulurken, Suriye muhalefetini temsil edecek olan isim, büyük ihtimalle Astana’daki Muhalif Delegasyon Başkanı Sayın Ahmed Tumeh olacaktır. Rejim

tarafından tutuklanan eski bir mahkum olan Tumeh, daha önce Suriye muhalefetinde çeşitli görevlerde bulunan bir isim. En önemlisi ise, Tumeh’in geçici hükümet başkanlığı yapması ve Suriye muhalefetinde Türkiye'nin desteklediği isimlerden biri olması.

Astana müzakerelerinin başarısızlığa uğramasının önemli bir sonucu, İdlib ve Hama kırsalının art arda askeri operasyonlara tanıklık etmesi. Muhaliflerin kontrolündeki bölgelere yönelik operasyonlardaki büyük artış, 4 milyon sivilin yaşadığı bölgede ciddi korkulara neden oldu.

Astana sürecindeki son gelişmeler, BM elçisine Suriye meselesinde daha fazla manevra alanı kazandırdı. Bu süreçte, BM elçisi için, anayasa komisyonunun çalışma mekanizmasını kurmak ve komisyondaki isimleri duyurmaktan sorumlu görmesine fırsat doğdu.

Astana 12 Konferansı’nın sonuç bildirgesinde yer alan diğer önemli maddeler:

-ABD’nin İsrail’in Golan Tepeleri’nin egemenliğini tanıma kararı kınandı.

-Garantör devletler, Suriye topraklarında ‘terörle mücadele’ kisvesi altında yeni ordular inşa edilmesini reddetti.

-Suriye’yi bölecek olan ayrılık planlarına karşı çıkıldı.

-Garantör devletler, Heyet-i Tahrir-i Şam örgütünden ve kontrol alanının genişlemesinden endişe duyduğunu belirtti.

Suriye para birimindeki döviz kurları

Suriye para birimindeki döviz kuru, yıl başından bu yana dolar ve diğer para birimleri karşısında önemli bir şekilde değişmedi. Suriye lirası, 2011 yılının ortasında Suriye’deki olayların başlangıcından bu yana, 2013 ortalarında ve ardından 2016'nın başlarında en düşük seviyelere düşerek 2019'un başından bu yana hafif bir iyileşme yaşadı. 2011 yılında 59 Suriye Lirası olan 1 doların şu anki karşılığı 550 Suriye Lirası ile 570 Suriye Lirası arasında seyrediyor.

(Nisan ayı boyunca para biriminin günlük değerini gösteren tablo)

Diğer

1 Nisan 2019: Kızılhaç, Suriye’de devam etmekte olan savaş nedeniyle 2 milyon çocuğun okula gidemediğini açıkladı.

1 Nisan 2019: Mart 2019’da Türkiye’deki 1974 Suriye vatandaşının, Selame Kapısı’ndan gönüllü olarak ülkesine döndüğü açıklandı. Ocak 2019’da ise Türkiye’den Suriye’ye gönüllü olarak geri dönenlerin sayısının 2241’i aştığı belirtildi. Selam Kapısı istatistiklerine göre "Bu yılın Şubat ayında geri dönenlerin sayısı ise 1824 kişi. Türkiye ile sınır geçişi istatistiklerine göre, Türkiye’den Suriye’ye toplam geri dönenlerin sayısını 2019’un başından beri 6038 kişiye yükseldi.

2 Nisan 2019: Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Suriye'nin dünyadaki en aç 8 ülkeden biri olduğunu belirten gıda krizi hakkındaki üçüncü küresel raporunu yayınladı. BM'nin tahminlerine göre, Suriye'deki 18,3 milyondan yaklaşık 6,5 milyon insanı güvensiz yiyecek tüketiyor ve 2,5 milyon insan gıda güvensizliğine karşı savunmasız durumda. Rapora göre, bu insanlar acil yardıma muhtaç.

2 Nisan 2019: Halep Üniversitesi’nde bulunan ve üzerinde “Golan bizimdir” yazılı Beşşar Esed resmi kaldırıldı.

3 Nisan 2019: Rejime bağlı Vakıflar Bakanlığı, enerji kaynakları, özellikle de elektrik ve yakıt temin etmenin zorluğundan dolayı camilerin elektrik tüketimini rasyonalize etmeleri için bir genelge yayınladı.

3 Nisan 2019: Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Suriye’de savaş bitmedi ve terör odaklarını nihai olarak ortadan kaldırmak bizim için önemli. Onlardan en önemlisi de İdlib’de” dedi.

4 Nisan 2019: Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Venezuelalı mevkidaşı Jorge Arreaza ile Şam’daki görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, "Suriye işgal altındaki Golan'ı almak için elbette elinden geleni yapacak. Askeri seçenek de dahil, tüm ihtimaller masada” diye konuştu.

5 Nisan 2019: Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zaharova, verdiği bir röportajda Suriye’ye ilişkin müzakerelerde Esed’in akıbetinin görüşülmediğini söyledi.

5 Nisan 2019: Koalisyon, Rusya Dışişleri Sözcüsü Zaharova’nın açıklamasının ardından bir bildiri yayınlayarak “Esed’in gitmesi meselesinin kapalı bir kutu olduğunu, herkesin bu sayfayı çevirdiği” sözlerini kınadı.

5 Nisan 2019: Suriye-Filistin Çalışma Grubu, Filistin Çocuk Bayramı vesilesiyle, Suriye’de bombardıman ve kuşatma ve tıbbi bakım eksikliğinden dolayı 241 çocuğun hayatını kaybettiğini açıklayan bir rapor yayınladı.

5 Nisan 2019: İtalya hükümeti, 2016'dan beri Nusra Cephesi tarafından kaçırılan İtalyan rehinesi Sergio Zanotti'nin serbest bırakıldığını duyurdu.

6 Nisan 2019: Rusya Dışişleri Bakanı, Mısır’ı ziyaret ederek, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah El-Sisi ve Mısır Dışişleri Bakanı Samih El-Şukri’yi ziyaret etti.

7 Nisan 2019: Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Ürdün Dışişleri Bakanı ile yaptığı açıklamada, “Uluslararası gözlemcilere göre, Rukban Kampı’nda kalanların çoğunluğu evlerine geri dönmek istiyor. Açıkçası buradaki insani koşullar asla kabul edilemez. Önemli olan; bölgedeki ABD işgalinden kurtulmaktır” dedi.

7 Nisan 2019: Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, “Kamp uluslararası bir meseledir ve orada yaşanlar Suriyelilerdir. Rukban sorunun kökten çözümü, mültecilerin evlerine dönmesidir” dedi.

7 Nisan 2019: Lübnan’daki Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), 1990’dan bu yana Suriye hapishanelerinde yüzlerce kayıp Lübnanlı mahkumun bulunduğunu ederek, mahkumların akıbetinin soruşturulmasını istedi.

7 Nisan 2019: Rusya Dışişleri Bakanı, Ürdün’e giderek mevkidaşı ile görüştü. Görüşmelerin ana gündem maddesi Rukban Mülteci kampıydı.

8 Nisan 2019: Esed rejiminin dışişleri bakanlığı, Washington’un İran Devrim Muhafızları’nı terör listesine dahil etme kararını kınadı. Dışişleri’ne göre, “Amerikan-Siyonist varlığı, direniş eksenini zayıflatmaya çalışıyor.

9 Nisan 2019: ABD askeri sözcüsü Albay Scott Rollinson, 9 Nisan'da yaptığı açıklamada, ülkesinin BM'nin Ürdün sınırına yakın bir bölgede 40 binden fazla kişinin kaldığı Rukban Kampı’ndaki koşulları iyileştirme çabalarını desteklediğini söyledi.

11 Nisan 2019: Rejim yanlısı medya kuruluşları, Esed ile SDG arasında anlaşma yapıldığını aktardı. Buna göre, son günlerde yapılan anlaşma çerçevesinde SDG, rejimin petrol yüklü tankerlerle Deyrizor’un doğusundan geçmesine izin verdi.

13 Nisan 2019: İsrail uçakları, Lübnan hava sahası üzerinden Batı Hama kırsalında Esed rejimine bağlı askeri noktaları bombaladı. Aynı bölge 2017 yılında, Netanyahu’nun seçimlerdeki zaferinin hemen öncesinde de bombalanmıştı.

13 Nisan 2019: Irak Ulaştırma Bakanlığı, İran, Irak ve Suriye’yi birbirine bağlayan demir yolu projesini duyurdu.

15 Nisan 2019: Suriye rejimi, Suriye’nin işgalden kurtuluşunun 73’üncü yıldönümünde Deyrizor’da Hafız Esed’in oğlu Basil Esed’in heykelini dikti.

18 Nisan 2019: Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İdlib, Münbiç, Afrin, Cerablus’u kapsayan Suriye’nin Türkiye ile sınır bölgesinin tamamen güvenli bölge olduğunu belirterek, rejimle herhangi bir temas kurulduğu haberlerini yalanladı.

19 Nisan 2019: Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman, Rusya’nın Suriye Özel Elçisi, Rusya Dışişleri Bakanı Yardımcısı ve Rusya Savunma Bakanlığı'ndan bir heyet ile Riyad’da bir araya geldi. Görüşmede, Suriye’nin siyasi geleceği ve anayasa komisyonu tartışıldı.

19 Nisan 2019: Beşşar Esed, Şam’da Rusya liderinin özel temsilcisi, Rus Dışişleri Bakanı Yardımcısı ile görüştü. Görüşmede, bir sonraki Astana zirvesinde ele alınacak konular tartışıldı.

20 Nisan 2019: SANA haber ajansı, Esed güçlerinden bir askeri kaynağın, Deyrizor ve Halep’te Rus ve İran güçleri arasında çatışma çıktığı haberlerini yalanladı.

20 Nisan 2019: Beşşar Esed, Rusya Hükümet Başkan Yardımcısı Yuri Borisov ile Başkent Şam’da yaptığı görüşmede, başta enerji ve sanayi sektörü olmak üzere, ticaret hacmi ve Rusya-Suriye Ortak Komisyonu’nun yaptığı iş birlikleri ele alındı.

22 Nisan 2019: ABD, Rukban Kampı konusunda Rusya ile görüşmeyi reddetti.

24 Nisan 2019: Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu, Koalisyon Başkanı’nın ve bazı muhalif liderlerin katılımıyla ve Kuzey Halep’te ilk karargahını açtı.

27 Nisan 2019: Putin, Çin başkenti Pekin’de yaptığı açıklamada “İdlib’deki teröristlere yönelik operasyon seçeneğini dışarıda bırakmıyorum ancak siviller nedeniyle bugün yapılması önerilmiyor” dedi.

27 Nisan 2019: Naser Hariri, Putin’in açıklamalarına ilişkin şunları söyledi: “Suriye rejimi, kazanmadı ve kazanamayacak. Eğer Rusya’nın açıklamaları doğruysa ne gerçekçi ne de tarafsızdır.

/sites/default/files/2019-09/Suriye%20durum%20raporu%20Nisan%202019%20-son%20hali%20.pdf
d